Kendini Duymanın Gizli Ağırlığı🗣️

 Bazı kavramlar öyle çok kullanıldı ki, anlamı yolda eksildi.

“Kendine dön…”

“Kendinle kal…”

İyi de nasıl?

İnsanın bir sürü sorumluluğu, aklında bir o kadar sesi varken bu laflar bazen gerçek hayata hiç dokunmuyormuş gibi duruyor.Belki de sorun, bu cümlelerin sanki sihirli bir anahtar gibi sunulması.Oysa hayatın içinde hiçbir şey tek adımla düzelmiyor; ne bir günde toparlanıyoruz, ne de bir gecede kendimizi buluyoruz.Bence “kendine dönmek” dediğimiz şey aslında çok daha basit: Kendini duymaya izin vermek. Bir şey hoşuna gitmediğinde “Evet, bu bana ağır geldi.” diyebilmek… Bir ilişkide kırıldığında “Burada canım acıdı.” demekten çekinmemek… Bazen sadece yorgun olduğunu kabul etmek. Bu, meditasyon minderine oturup derin nefesler almaktan çok daha günlük, çok daha gerçek bir şey. Kendine dönmek; evde çay koyup iki dakika sessizce oturmak, telefonu kenara bırakıp kalbinden geçenleri yoklamak, koşuşturmanın içinde bir an durup “Ben şu an nasılım?” diye sormak kadar sade.

Ve belki de en önemlisi: Hiçbir güçlü duyguyu küçümsememek.Çünkü ruh dediğimiz şey, büyük aydınlanmalarla değil, küçük fark edişlerle kendini gösteriyor.Bir anda gelen bir iç sıkıntısı, nedensiz bir gülümseme, biriyle konuşurken sesindeki titreme bile bir işaret aslında.Kendine dönmek… Belki de sadece bu işaretleri atlamamak. Kaçmadan, abartmadan, bastırmadan…Sadece görerek.Hayatın içinde kendine dönmek; geri çekilmek değil, kendine yaklaşmaktır. Çünkü insan, kendini duydukça daha az yoruluyor, daha az inciniyor, daha az dağılıyor.Sonunda da şunu fark ediyorsun: Kendine dönmek büyük bir yolculuk değilmiş. Küçük bir cesaretmiş. 🫶🏻


Kitap önerisi: “Var mısın?” – Doğan Cüceloğlu 📚


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamana Emanet🌬️

Boşver Be Yaşı Başı...

Aşkın Yücelten Hali 🎆