Kayıtlar

Kör Bahçıvan 👨🏽‍🌾

“Yazık, kör bahçıvanın bahçesinde açan goncaya.” Bu sözü ilk duyduğumda ben de çoğu insan gibi düşündüm. Bir çiçeğin en büyük talihsizliği, onu göremeyecek bir bahçıvana denk gelmek olmalıydı. Sonra fark ettim ki bu cümle, bahçıvan hakkında söylediğinden çok, onu söyleyen hakkında bir şey anlatıyordu. Çünkü bazen tek bir bilgi, koskoca bir hüküm vermemize yetiyor. “Kör.” Ve zihnimiz gerisini hiç zorlanmadan tamamlıyor. Göremez. Fark edemez. Kıymet bilemez. İşte tam da burada yanılıyoruz. Çünkü insan, bilmediği yerleri çoğu zaman önyargılarıyla dolduruyor. Eksik kalan bilgiyi merakla değil, varsayımla tamamlıyor. Sonra da o varsayımı gerçek sanıyor. Belki de bu yüzden hayatımız boyunca insanlar hakkında, ilişkiler hakkında, hatta kendimiz hakkında bile bu kadar kolay hüküm veriyoruz. Birini sessiz görünce ilgisiz sanıyoruz. Birini güçlü görünce acı çekmediğini düşünüyoruz. Birini eksik görünce sevgisinin de eksik olacağına inanıyoruz. Oysa eksik olan çoğu zaman karşımızda...

İzlerle Büyümek 🧬

Bir zamanlar travmalarımızla dalga geçecek kadar toyduk. Belki gerçekten komik bulduğumuzdan değil; başka türlü taşıyamadığımızdan. İnsan bazen en ağır yükünü hafife alarak yürür. Çünkü acıyı ciddiye almak, onun gerçekten var olduğunu kabul etmek demektir. O yaşlarda ise kabul etmekten çok, unutmaya çalışıyorduk. Sonra büyüdük. Hayat ilerledikçe anladık ki bazı yaşanmışlıklar geride kalmıyormuş. Sadece şekil değiştiriyormuş. Birine güvenmekte zorlandığımızda, sevgiyi hak etmediğimizi düşündüğümüzde, en küçük tartışmada terk edilecekmiş gibi hissettiğimizde ya da sürekli güçlü görünmeye çalıştığımızda… Meğer konuşan biz değil, yıllar önce susturulmuş taraflarımızmış. En tuhafı da şu… Eskiden yaşadığımız olayları değiştirebileceğimize inanıyorduk. Şimdi ise değiştiremeyeceğimizi biliyoruz. Geçmiş aynı yerde duruyor; ne eksiliyor ne çoğalıyor. Sadece biz ona başka bir yerden bakıyoruz. Olgunlaşmak bazen iyileşmek değildir. Bazen sadece, yaşadığın şeylerin seni neden bugünkü insana dönüştü...

Yoruldun mu ?

  İnsanlar sana en son ne zaman “Yoruldun mu?” diye sordu? Ne garip değil mi? Çocukken düştüğümüzde herkes koşardı yanımıza. Dizimizdeki küçücük bir yara bile fark edilirdi. Büyüdükçe düştüğümüz yerler değişti. Artık dizlerimiz değil, kalbimiz kanıyor. Ama kimse görmüyor. Belki de güçlü görünmenin en ağır bedeli budur. İnsanlar seni hep bir şeylerin üstesinden gelirken gördükçe, bir süre sonra yorulabileceğini unutuyorlar. Hep çözüm bulan, hep ayakta kalan, hep başkalarını dinleyen kişi oluyorsun. Öyle ki, senin de bir gün “Ben bugün biraz dinlenmek istiyorum.” deme hakkın olduğunu kimse hatırlamıyor. Oysa insan bazen yardım istemez. Sadece fark edilmek ister. “Biliyorum, çok şey taşıyorsun.” “İstersen biraz da ben dinleyeyim.” “Yoruldun mu?” Belki de en çok ihtiyacımız olan cümleler bunlar. Çünkü insanı yoran, yalnızca omzundaki yük değildir. O yükü tek başına taşıdığını hissetmektir. Belki bu yüzden bazı insanlar en çok geceleri yorulur. Gün boyunca güçlü kalabilmek iç...

Kendin Gibi 🪞

Belki de farklı Olman, yanlış Olduğun anlamına gelmiyordur. Hiç düşündün mü? İnsanlar bu kadar hesap yaparken, sen neden hâlâ kalbinle karar veriyorsun? Neden birine inanmak sana hâlâ doğal geliyor da, bazıları önce şüphe etmeyi seçiyor? Bazen bunun saflık olduğunu düşündüm.  Kendimi, herkesin çözdüğü bir oyunu hâlâ kurallarına göre oynayan biri gibi hissettim.  Sonra fark ettim ki mesele oyunu kazanmak değilmiş.  Mesele, oyunu oynarken kendini kaybetmemekmiş. Evet, insanlar seni hayal kırıklığına uğratabilir.  İyi niyetin suistimal edilebilir.  Verdiğin emek karşılık bulmayabilir.  Ama bunların hiçbiri, iyi niyetin yanlış olduğu anlamına gelmez.  Sadece onu hak eden insanlara yöneltmeyi öğrenmen gerektiğini gösterir.  Çünkü zaman insana çok önemli bir şey öğretiyor:  Kalbini değiştirmek zorunda değilsin.  Sadece kalbinin kapısını herkese aynı kolaylıkla açmaman gerekiyor.  Bir gün geriye dönüp baktığında, seni güçlü yapan şeyin her...

Huzurun Yabancısı🖇️

İnsan bazen en büyük haksızlığı kendine yapıyor. Her şey yolundayken bile… İçinden bir ses usulca fısıldıyor: “Bu kadar gülme… Kesin ardından kötü bir şey olacak.” Ne tuhaf değil mi? Sanki mutluluk peşin ödenmesi gereken bir borçmuş gibi… Sanki kahkahalarımızın bir bedeli varmış gibi… Sanki kader, bizi çok güldüğümüz için cezalandıracakmış gibi… Oysa mutluluk ile felaket arasında kurulmuş böyle görünmez bir bağ yok. Ama zihnimiz bazen buna inanmayı seçiyor. Belki de mesele mutluluğa inanmamak değil; ona alışık olmamak. Çünkü insan, uzun süre fırtınada yaşarsa sessizliği bile tehdit sanıyor. Her gün dikenlerin üzerinde yürüyen biri, yumuşak toprağa bastığında dengesini kaybedeceğini düşünüyor. Acıya alışan ruh, huzuru yabancı bir misafir gibi karşılıyor. İşte o yüzden bazen hiçbir sorun yokken bile içimizde bir huzursuzluk beliriyor. “Kesin bir şey olacak.” “Neden her şey bu kadar iyi gidiyor?” “Bu sessizlik normal değil.” Belki de ruhumuz kaostan beslenmiyor… Sadece o...

Kesişen Satırlar 📝

Hayatın bize öğrettiği en güzel şeylerden biri şu sanırım: Her vedanın içinde biraz kavuşma ihtimali, her uzaklığın içinde biraz yakınlık saklıdır. Bazı insanlar vardır; aynı masada oturmasanız da, uzun zamandır sesini duymasanız da, kalbinizin bir köşesinde yerleri hiç değişmez. Bazen birbirinden kilometrelerce uzakta olup aynı cümlede buluşabilmek… İnsan hayatında bazı bağlar vardır ki zaman onları eskitemez. Sadece başka bir hâle dönüştürür. Konuşmalar azalır, yollar ayrılır, hayat farklı yönlere savurur ama bir yazıda, bir şarkıda, paylaşılan birkaç satırda birbirinizi hâlâ anlayabildiğinizi fark edersiniz. Ben yazıyorum; bir yerlerde okunduğunu hissediyorum . O bir şeyler paylaşıyor, ben de görüyorum. Ve bazen paylaşılan birkaç cümle, kurulmamış bir sohbetin yerine geçiyor. Sanki birbirimize “İyiyim.” diyoruz. Sanki “Seni unutmadım.” diyoruz. Sanki “Bazı şeyler hâlâ içimde.” diyoruz.   Ve nedense bu bana hüzünden çok umut veriyor.Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkıp git...

Araf’ta Bir Ruh 🧶

Şu an hayatımın çok tuhaf hissettiğim bir dönemindeyim. Öfkem de derin, hüznüm de derin. Vicdanım rahatsız, merhametim sonsuz. Gözlerim dolu dolu ama yanaklarım kupkuru. Ağlayamıyorum da, tam olarak susamıyorum da. Bir yanım geç kalmış gibi hissediyor; sanki hayat bir yerlere yetişmiş, ben bir durakta oyalanmışım gibi. Bir yanım ise hâlâ çok küçük… Bir çocuğun dünyayı anlamaya çalışırken hissettiği o kırılganlıkta. Ruhumun hevesi tükenmiş, bedenimin takati kalmamış gibi. Eskiden beni heyecanlandıran şeyler şimdi sadece bir yorgunluk bırakıyor içimde. Ama yine de bütün bunların bir sonraki evreye geçince biteceğine dair küçük bir inanç taşıyorum. Sonra düşünüyorum; ya bitmezse? Ya insan bazı yükleri tamamen bırakmıyor, sadece taşımayı öğreniyorsa? Zihnim karmakarışık. Düşünceler birbirine dolanmış ipler gibi. Çözmeye çalıştıkça daha da düğümleniyor. İçimde uzun zamandır bitmeyen bir doğum sancısı var. Sanki yeni bir ben doğmak istiyor ama bir türlü dünyaya gelemiyor. Ne eskiye döne...