Araf’ta Bir Ruh 🧶
Şu an hayatımın çok tuhaf hissettiğim bir dönemindeyim.
Öfkem de derin, hüznüm de derin. Vicdanım rahatsız, merhametim sonsuz. Gözlerim dolu dolu ama yanaklarım kupkuru. Ağlayamıyorum da, tam olarak susamıyorum da.
Bir yanım geç kalmış gibi hissediyor; sanki hayat bir yerlere yetişmiş, ben bir durakta oyalanmışım gibi. Bir yanım ise hâlâ çok küçük… Bir çocuğun dünyayı anlamaya çalışırken hissettiği o kırılganlıkta.
Ruhumun hevesi tükenmiş, bedenimin takati kalmamış gibi. Eskiden beni heyecanlandıran şeyler şimdi sadece bir yorgunluk bırakıyor içimde. Ama yine de bütün bunların bir sonraki evreye geçince biteceğine dair küçük bir inanç taşıyorum. Sonra düşünüyorum; ya bitmezse? Ya insan bazı yükleri tamamen bırakmıyor, sadece taşımayı öğreniyorsa?
Zihnim karmakarışık.
Düşünceler birbirine dolanmış ipler gibi. Çözmeye çalıştıkça daha da düğümleniyor. İçimde uzun zamandır bitmeyen bir doğum sancısı var. Sanki yeni bir ben doğmak istiyor ama bir türlü dünyaya gelemiyor. Ne eskiye dönebiliyorum ne de yeniyi yaşayabiliyorum.
Belki de en çok bu yoruyor insanı; arada kalmak.
Bir şeylerin değiştiğini hissetmek ama henüz neye dönüştüğünü bilememek…
Bazen düşünüyorum; insanın en sessiz savaşları, dışarıdan hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen zamanlarda yaşanıyor. Herkes seni aynı sanıyor ama sen her gün biraz daha eski hâlinden uzaklaşıyorsun.
Belki bu yorgunluk bir son değil.
Belki bu karmaşa, ruhun yeni bir mevsime hazırlanışıdır. Çünkü bazı sancılar bir şeyleri kaybettiğimiz için değil, içimizde yeni bir şeyler doğduğu için vardır.
Ve insan bazen tam ortasında kalır hayatın; ne gidebilir ne kalabilir. Sadece bekler… Kendine yeniden kavuşacağı günü.
Yorumlar
Yorum Gönder