Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Durmamanın Gücü 🚶🏻‍♀️‍➡️

  Zamanla anlayacaksın ki hayatında karşılaşabileceğin en büyük sınav, ne kadar hızlı gittiğin değil; ne kadar süre devam edebildiğindir. Çünkü çoğu insan başarıyı hızla, büyük adımlarla ve göz alıcı sonuçlarla ilişkilendirir. Oysa hayatın gerçeği bundan biraz farklıdır. Hayat, kısa mesafeli bir koşudan çok, uzun bir yolculuğa benzer. Bu yolculukta bazen hızlanır, bazen yavaşlar, bazen de olduğun yerde dinlenmek zorunda kalırsın. İnsan çoğu zaman yavaşladığında geride kaldığını sanır. Oysa her duraksama bir vazgeçiş değildir. Yorulmak başarısızlık değildir. Dinlenmek pes etmek değildir. Asıl kayıp, ilerleyemediğin günler değil; artık yürümeye değmeyeceğine inandığın günlerdir. Bir ağacın büyümesini düşün. Her gün baktığında değiştiğini fark etmezsin. Ama aylar sonra dönüp baktığında kök saldığını, dallandığını ve güçlendiğini görürsün. İnsan da böyledir. En büyük dönüşümler çoğu zaman sessiz gerçekleşir. Her gün attığın küçük adımların etkisini hemen göremezsin ama onlar zamanl...

Taşma Payı 🫧

  Hani bazen bir an olur… Serçe parmağın sehpanın köşesine çarpar ve oturup saatlerce ağlarsın. Dışarıdan bakan biri bunu anlamsız bulabilir. “Alt tarafı parmağını çarptın.” der. Hatta sen bile kendine kızarsın. “Buna mı ağladım şimdi?” diye düşünürsün. Ama mesele çoğu zaman serçe parmak değildir. Mesele; uzun zamandır içine attığın kelimelerdir. Söylemek isteyip söyleyemediklerin, hak ettiğin halde alamadığın değer, güçlü görünmek için yuttuğun gözyaşları, yorulduğunu kimseye belli etmeden taşıdığın yüklerdir. Çünkü insan bazen ağlamayı kendine yakıştıramaz. Bazen yaşadığı şeyi yeterince önemli görmez. “Geçer.” der. “Abartmaya gerek yok.” der. “Şimdi sırası değil.” der. Ve her defasında duygularını biraz daha içine gömer. Fakat beden unutmaz. Zihin susturulan her duygunun kaydını tutar. Kalp görmezden gelinen her kırgınlığı sessizce biriktirir. Özellikle de etrafında sana ihtiyaç duyan insanlar varsa… Bazen düşmemeyi kendin için değil, onlar için seçersin. “Ben yı...

Ruhun Tercümanı 🏺

  Bazen bir insanla saatlerce konuşursun ama sohbet bittiğinde kendini daha yalnız hissedersin.  Çünkü bazı konuşmalar bilgi alışverişi değildir; ruhların birbirine değip değmediğinin sınandığı yerlerdir. Herkes aynı şeyleri konuşabilir. Hava durumundan, gündemden, işten, okuldan, hayattan bahsedebilir. Ama herkes aynı derinlikte hissedemez. İşte yorgunluk da tam burada başlar. Aynı kafada olmadığın insanlarla sohbet etmek, sürekli başka bir dil konuşmaya çalışmak gibidir. Kelimeler aynıdır ama anlamları farklıdır. Sen bir cümlenin altındaki duyguyu anlatmaya çalışırken karşındaki sadece cümlenin kendisini duyar. Sen bir yaradan bahsederken o olayı konuşur. Sen anlam ararken o sonuç arar. Ve zamanla fark edersin ki seni yoran şey fikir ayrılığı değildir.  Çünkü farklı düşünen insanlar da birbirini anlayabilir. İnsanı yoran şey; anlaşılmaya çalışılmamasıdır. Bazı insanlar için sohbet yalnızca konuşmaktır. Bazıları için ise bir yere varmaktır. Bir duyguya, bir düşünceye,...

Ya O Yol ?

  Søren Kierkegaard'ın şu sözü üzerine konuşalım biraz: ''Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil, yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil, hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir. '' Bu cümleyi ilk okuduğumda biraz sert gelmişti bana. Çünkü hepimiz hayatımız boyunca ''doğru kararı'' vermeye çalışıyoruz. Sanki bir yerde kusursuz bir seçenek var ve biz onu bulabilirsek hiçbir şey için üzülmeyecekmişiz gibi... Ama zaman geçtikçe şunu fark ettim: İnsan çoğu zaman seçtiği şeyden değil, seçmediği ihtimallerden etkileniyor.     Bir şehirde kalınca gidemediği şehirleri düşünüyor. Bir ilişkiyi sürdürünce yaşayamadığı ihtimalleri merak ediyor. Bir işi seçince diğer kapıların arkasında ne olduğunu hayal ediyor. Çünkü yaşanmış olanın yükü vardır; sorumluluğu, yorgunluğu, hayal kırıklıkları vardır. Yaşanmamış olan i...

Senin Rengin Ne?🌈

 Hiç düşündünüz mü; neden bazı renklere kendimizi daha yakın hissederiz? Belki bunun cevabı modada, dekorasyonda ya da estetik tercihlerde değildir. Belki bazı renkler bize bir duyguyu hatırlattığı için onları severiz. Çünkü bazen kelimeler anlatamaz ama bir renk anlatır. Mesela bana göre dinginliğin rengi mavidir. Uzaklara dalıp gittiğimiz bir gökyüzü, kıyısında sessizce oturduğumuz bir deniz gibi... İnsan mavinin içinde biraz yavaşlar. Biraz susar. Biraz da kendini dinler. Tam bir babayı anlatmıyor mu sence de ? Yeşil huzurdur. Belki ağaçların gölgesinden, belki doğanın kendini hiç acele etmeden yenileyebilmesinden. Ne zaman yorulsam, zihnimdeki huzurun rengi hep yeşile çalar. Sarı ise hayat enerjisi. Sabah perdeden sızan güneş ışığı, içten gelen bir kahkaha, sebepsiz yere iyi hissettiğimiz günler... Sarı bana yaşamın hareketini hatırlatıyor. Her şeye rağmen devam eden o canlılığı. Evin en küçüğü demek bende sarı, kardeş demek. Siyahı çoğu zaman karanlıkla eşleştiririz. Oysa...

İçimdeki Adres🛣️

Bazı insanlar hayatımıza öyle sessizce yerleşir ki onların varlığına alıştığımızı bile fark etmeyiz. Bir şey olur, anlatmak isteriz. Güzel bir haber alırız, ilk onu aramak gelir içimizden. Canımız sıkılır, bir sesini duymak isteriz. Gün içinde yaşadığımız küçücük bir ayrıntı bile onunla anlam kazanır. Sonra bir gün o kişi hayatımızda olmaz. İşte o zaman anlarız; özlediğimiz şey sadece bir insan değildir. Ben arkadaşımı özlüyorum. Bazen kendime bile anlatamadığım şeyleri ona anlatıyordum. Kelimeler zihnimde dağınıkken bile beni anlardı. Uzun uzun açıklamama gerek kalmazdı. Bazen de onun kimseye anlatamadığı şeyleri dinlerdim. Belki bir çözüm sunamazdım ama yanında olurdum. Garip bir şekilde onun yükünü paylaşmak benim yükümü de hafifletirdi. Şimdi ise her şey içimde birikiyor.  Bir şarkı dinlersin, o da duysun istersin. Bir film izlersin, ona da önermek istersin. Yeni bir yer keşfedersin, "Buraya birlikte gelmeliyiz," diye düşünürsün. Güzel bir haber alırsın, ilk onunla payl...

Neden mi Yazıyorum ?

Bazen bir cümleye takılıp kalıyorum. Herkesin okuyup geçtiği bir söz, yolda gördüğüm bir manzara, bir şarkının içinden geçen birkaç kelime ya da bir fotoğraf… Bazı şeyler gelip zihnimin bir köşesine yerleşiyor. Sonra ben günlük hayatıma devam ederken onlar benimle kalıyor. İşte o zaman anlıyorum ki, o cümlenin bende söylemek istediği bir şey var. Belki bu yüzden yazıyorum. Çünkü bazı duygular sadece hissedilmek istemiyor; anlaşılmak da istiyor. Yazmak benim için bir şey öğretmek ya da birilerine bir şey anlatmak değil aslında. Daha çok anlamaya çalışmak. Kendimi, hayatı, insanları, bazen de neden bazı şeylerin içimde bu kadar iz bıraktığını… Bir yazıya başlarken çoğu zaman sonunun nereye varacağını bilmiyorum. Bir cümleden yola çıkıyorum sadece. Sonra o cümlenin peşinden gidiyorum. Bazen beni çocukluğuma götürüyor, bazen bir özleme, bazen de uzun zamandır fark etmediğim bir duyguya. Yazmak biraz yürümeye benziyor benim için. Yolun sonunu bilmeden çıkılan bir yürüyüş gibi. Belk...

Işığın Yolunu Açan Çatlaklar🕯️

 Bazı sözler vardır; insan onları okuduğunda değil, yaşadığında anlar. Mevlana'nın '' Yaralar ışığın girdiği yerdir.'' sözü de onlardan biridir. Bu söz çoğu zaman teselli gibi okunur. Oysa içinde sadece umudu değil, büyük bir hakikat de taşır.  Hayat, hepimizin kapısını farklı şekillerde çalar. Kimi bir ayrılıkla, kimi bir kayıpla, kimi de uzun süre taşıdığı bir hayal kırıklığıyla tanışır. İnsan en çok da hiç beklemediği yerden yara alır. Çünkü canımızı acıtan şeylerin çoğu,  bir zamanlar en çok güvendiğimiz şeylerdir. Yara dediğimiz şey yalnızca acı değildir aslında. Aynı zamanda bir açıklıktır. İçimize kadar uzanan bir çatlak... Ve bazen o çatlak olmasaydı, ne kendimizi tanıyabilir ne de hayatı başka bir gözle görebilirdik. Kimimiz güçlü görünmek için yaralarımızı saklarız. Üzerlerini örter, yokmuş gibi davranırız. Oysa insanı olgunlaştıran şey kusursuzluğu değil, tam da o kırılmış yanlarıdır. Çünkü acı, doğru yaşandığında insana kendisiyle ilgili hiçbir mutluluğu...

Anneme🫀

 Bazı insanlar hayatımıza sonradan girer. Bazıları ise biz daha dünyaya gözlerimizi açmadan bizim için bekliyordur. Anne olmak nasıl bir duygudur bilmiyorum. Ama evlat olmak ve yıllar geçtikçe annemi yeniden tanımak nasıl bir şey, onu biraz biliyorum. Çocukken annelerimizi sadece anne sanıyoruz. Yemek yapan, bizi okula gönderen, hastalandığımızda başımızda bekleyen insanlar... Sonra büyüyoruz. Bir gün onların da hayalleri olduğunu fark ediyoruz. Kırıldıklarını... Yorulduklarını... Korktuklarını... Ve en çok da bizim için vazgeçtiklerini. Ben büyüdükçe annemin ne kadar güçlü olduğunu değil, aslında ne kadar insan olduğunu görmeye başladım. Her şeyi bilen bir kahraman değilmiş. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan bir kadınmış. Belki bazı hatalar yaptı. Belki bazı yaralar bıraktı. Belki ben de onu zaman zaman anlamadım. Ama bugün dönüp baktığımda görüyorum ki sevgisini göstermenin yolunu bildiği kadarıyla sevmiş beni. Hayat bazen insanı çok uzaklara savuruyor. Aynı evde y...

Seninle Başlamadı ama Seninle Son Bulabilir ∰

 Evet sevgili okuyucu , yeni bir ay ,yeni bir hafta derken bugünkü konu biraz daha derin...  Ya taşıdığım her şey gerçekten bana ait değilse? Karakterimiz, seçimlerimiz, korkularımız ve hatta bazı alışkanlıklarımızın büyük kısmı çocukluk yıllarında şekilleniyor. Doğduğumuz ev, duyduğumuz ilk cümleler, gördüğümüz ilk ilişkiler ve öğrendiğimiz ilk korkular... Bunların hiçbiri zamanla tamamen kaybolmuyor. Bir şekilde bizimle birlikte büyüyor. Belki de bugün yaşadığımız bazı sıkışmışlıkların nedeni, yalnızca kendi hayatımız değil; bizden önce yaşanmış hikâyelerin izleri olabilir. Örneğin sürekli kendimizi yetersiz hissediyorsak, bunun nedeni gerçekten yetersiz olmamız mı? Yoksa çocukluğumuz boyunca başarıyla değer görmeyi öğrenmiş olmamız mı? Belki de "Hata yaparsam sevilmem" düşüncesi bize ait değildir. Belki yıllar önce bir yerlerde öğrenilmiş, sonra sessizce bize aktarılmıştır. Bazılarımız yardım istemekte zorlanır. Çünkü güçlü olmanın tek seçenek olduğuna inanarak büyümüştü...