Neden mi Yazıyorum ?

Bazen bir cümleye takılıp kalıyorum.

Herkesin okuyup geçtiği bir söz, yolda gördüğüm bir manzara, bir şarkının içinden geçen birkaç kelime ya da bir fotoğraf… Bazı şeyler gelip zihnimin bir köşesine yerleşiyor. Sonra ben günlük hayatıma devam ederken onlar benimle kalıyor. İşte o zaman anlıyorum ki, o cümlenin bende söylemek istediği bir şey var.

Belki bu yüzden yazıyorum.

Çünkü bazı duygular sadece hissedilmek istemiyor; anlaşılmak da istiyor.

Yazmak benim için bir şey öğretmek ya da birilerine bir şey anlatmak değil aslında. Daha çok anlamaya çalışmak. Kendimi, hayatı, insanları, bazen de neden bazı şeylerin içimde bu kadar iz bıraktığını…

Bir yazıya başlarken çoğu zaman sonunun nereye varacağını bilmiyorum. Bir cümleden yola çıkıyorum sadece. Sonra o cümlenin peşinden gidiyorum. Bazen beni çocukluğuma götürüyor, bazen bir özleme, bazen de uzun zamandır fark etmediğim bir duyguya.

Yazmak biraz yürümeye benziyor benim için.

Yolun sonunu bilmeden çıkılan bir yürüyüş gibi.

Belki de bu yüzden seviyorum onu.

Çünkü yazarken yalnızca bir metin ortaya çıkmıyor. Ben de değişiyorum.

Hayatın içinde çoğu zaman yetişmemiz gereken işler, sorumluluklarımız, telaşlarımız oluyor. Günler bazen birbirine benziyor. Sabahlar akşama, akşamlar başka bir sabaha karışıyor. Böyle zamanlarda insan kendi sesini duymayı unutabiliyor.

Ama yazarken öyle olmuyor.

Yazarken duruyorum.

Kendime dönüyorum.

İçimde olup bitene kulak veriyorum.

Ve galiba en çok bu yüzden yazıyorum. Çünkü yazarken kendime yaklaşabiliyorum.

Bir şeyler üretmenin verdiği haz da burada başlıyor sanırım. Yazıyı yayımlamak, paylaşmak ya da insanların beğenmesi elbette güzel. Ama beni heyecanlandıran şey bunlardan önce geliyor.

Bir fikrin doğduğu an.

Bir cümlenin yerine oturduğu an.

Bir paragrafı bitirdiğimde hissettiğim o küçük sevinç.

Bir yazının yavaş yavaş nefes almaya başladığını görmek…

O anlarda içimde tarif etmesi zor bir canlılık hissediyorum.

Sanki dünyaya küçük de olsa bir iz bırakıyorum.

Sanki sadece yaşayıp geçmiyorum da, yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışıyorum.

Belki de bu yüzden üretirken kendimi daha çok var hissediyorum.

Çünkü insan bazen yaptığı işlerle değil, ortaya koyduğu anlamlarla var oluyor.

Bir video hazırlarken, bir fotoğraf seçerken ya da bir blog yazarken hissettiğim şey tam olarak bu.

Kendimden bir parçayı görünür kılmak.

Belki herkesin dikkatini çekmeyecek.

Belki çok kişi okumayacak.

Belki bazı yazılarım sessizce geçip gidecek.

Ama yine de yazmak istiyorum.

Çünkü yazmak benim için bir sonuç değil, bir yol.

Kendime çıkan bir yol.

Hayata çıkan bir yol.

Ve bazen tek bir cümleyle başlayan o yolculuk, bana kendimi yeniden hatırlatıyor.

Sanırım bu yüzden yazıyorum.

Kelimelerle bir şeyler anlatmak için değil sadece…

Kelimelerin arasında kendimi bulabilmek için. 

Bugün şarkı olarak yazının ruhuna değil de benim ruhuma işleyen nostaljik bir şarkı ekleyeceğim: 


Sarmaşık Gülleri / Selma Hünel 🎶

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamana Emanet🌬️

Boşver Be Yaşı Başı...

Aşkın Yücelten Hali 🎆