Seninle Başlamadı ama Seninle Son Bulabilir ∰
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Evet sevgili okuyucu , yeni bir ay ,yeni bir hafta derken bugünkü konu biraz daha derin...
Ya taşıdığım her şey gerçekten bana ait değilse?
Karakterimiz, seçimlerimiz, korkularımız ve hatta bazı alışkanlıklarımızın büyük kısmı çocukluk yıllarında şekilleniyor. Doğduğumuz ev, duyduğumuz ilk cümleler, gördüğümüz ilk ilişkiler ve öğrendiğimiz ilk korkular... Bunların hiçbiri zamanla tamamen kaybolmuyor. Bir şekilde bizimle birlikte büyüyor. Belki de bugün yaşadığımız bazı sıkışmışlıkların nedeni, yalnızca kendi hayatımız değil; bizden önce yaşanmış hikâyelerin izleri olabilir. Örneğin sürekli kendimizi yetersiz hissediyorsak, bunun nedeni gerçekten yetersiz olmamız mı? Yoksa çocukluğumuz boyunca başarıyla değer görmeyi öğrenmiş olmamız mı? Belki de "Hata yaparsam sevilmem" düşüncesi bize ait değildir. Belki yıllar önce bir yerlerde öğrenilmiş, sonra sessizce bize aktarılmıştır.
Bazılarımız yardım istemekte zorlanır. Çünkü güçlü olmanın tek seçenek olduğuna inanarak büyümüştür. Bazılarımız sürekli fedakârlık yapar. Çünkü kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmayı sevgi sanmıştır. Bazılarımız ise ne kadar başarılı olursa olsun içindeki eksiklik hissini susturamaz. Çünkü çocukken aldığı sevgi, olduğu kişiye değil yaptıklarına verilmiştir.
İnsan bazen kendi sesiyle ailesinin sesini birbirine karıştırır.
"Kendini düşünme."
"İnsanlar ne der?"
"Fazla mutlu olma."
"Kimseye güven olmaz."
"Hayatta her şey mücadeledir."
Bu cümleler yıllar içinde o kadar içselleşir ki artık bize aitmiş gibi gelir. Oysa çoğu zaman bunlar sadece geçmişten bugüne taşınan düşünce kalıplarıdır. Fark etmek ise değişimin başladığı yerdir. Çünkü bir yükün nereden geldiğini görmek, onu taşımaya mecbur olmadığımızı da gösterir. Belki annemizin kaygılarını, babamızın korkularını, ailemizin hayata bakışını farkında olmadan üzerimize aldık. Bu çok insani bir durum. Hepimiz bir hikâyenin içine doğuyoruz. Ancak büyümek biraz da o hikâyeyi yeniden okumak demek. Ve belki bu farkındalığın en değerli tarafı şudur:
Aktarılan her şey aktarılmak zorunda değildir.
Bizden önceki nesillerin yaşadıkları, onların koşulları içinde şekillendi. Kimi zaman korkularla, kimi zaman imkânsızlıklarla, kimi zaman da yalnızca bildikleri kadar yaşayabildiler. Ancak bugün elimizde çok kıymetli bir güç var: fark etmek ve seçim yapmak. Eğer taşıdığımız yüklerin farkına varırsak, onları bir sonraki nesle aktarmamak da bizim elimizde.
Belki çocuğumuzun hata yapmasına izin vererek...
Belki onu yalnızca başarılı olduğunda değil, her hâliyle sevdiğimizi hissettirerek...
Belki korkularımızı ona miras bırakmak yerine cesaretimizi göstererek...
Belki de yıllardır içimizde taşıdığımız "İnsanlar ne der?" sesini onun dünyasına taşımayarak...
Çünkü bazen bir neslin iyileşmesi, bir sonraki neslin daha hafif yaşamasını sağlar.
Şunu sormak gerekiyor:
Bu düşünce gerçekten bana mı ait? Bu korku benim mi, yoksa bana öğretilen bir korku mu? Bu yükü taşımaya devam etmek istiyor muyum?
Cevapları hemen bulamayabiliriz. Ama doğru sorularla başlayan yolculuklar, insanı kendine biraz daha yaklaştırır. Belki de özgürlük, geçmişi inkâr etmekte değil; onu anlamakta ve bize ait olmayan yükleri taşımamayı seçmekte saklıdır. Çünkü her nesil, kendinden sonrakine bir şeyler bırakır. Mesele ne bıraktığımızdır.
Korkular mı?
Kaygılar mı?
Yoksa daha özgür, daha şefkatli ve daha hafif bir yaşamın mümkün olduğuna dair bir inanç mı?
Belki de değişim tam burada başlar. Kendimiz için attığımız her iyileşme adımı, henüz doğmamış çocuklarımızın hayatına da sessizce dokunur. Ve bazen bir aile hikâyesini değiştirmek için gereken şey, geçmişi suçlamak değil; geleceği bilinçli bir şekilde seçmektir.
Şarkı: Kırlangıçlar Gibi / Can Kazaz 🎶
Kitap: Seninle Başlamadı / Mark Wolynn 📚
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder