Varınca Kaybolan Şey Ne❓
Küçükken bazı hayallerimiz vardı. Bize uzak, ulaşılmaz, hatta biraz da büyülü gelen…“Bir gün olursa…” diye başlayan cümleler kurardık. O cümlenin içi umutla doluydu. Beklemek bile güzeldi.
Zaman geçti.
Büyüdük.
Ve bir kısmına gerçekten ulaştık.
Ama garip bir şey oldu: Hayalini kurarken içimizi kaplayan o heyecan, o tarifsiz mutluluk…
Gerçeğe dönüşünce aynı kalmadı. Sanki bir şey eksildi. Oysa yıllarca bunu istememiş miydik? Ulaşınca neden içimizde o büyük coşku yok? Belki de mesele hiçbir zaman sadece “ulaşmak” değildi. Belki de bizi mutlu eden şey o hedefin kendisi değil, ona yüklediğimiz anlamdı. Gece uyumadan önce kurduğumuz hayaller, içimizden sessizce geçen “bir gün olacak” cümlesi, o bekleyişin içindeki saf umut… Hepsi, varış noktasından daha güçlüydü. Şimdi ise ulaştığımız şeyler, hayatın içine karışıyor. Bir zamanlar mucize gibi görünenler, gündelik hayatın sıradan bir parçası oluyor. İşte tam burada hedonik adaptasyon devreye giriyor. İnsan, en büyük hayaline bile alışabiliyor. Ve alıştığı şey, artık eskisi kadar heyecan vermiyor. Ama bu bir kayıp değil. Sadece bir dönüşüm. Çünkü belki de hayat bize şunu anlatmaya çalışıyor: Mutluluk, ulaştığımız şeylerin içinde değil, onlara doğru yürürken hissettiklerimizde saklı. Belki de bu yüzden… Her ulaştığımız şeyden sonra içimizde hafif bir boşluk oluşuyor. Çünkü o boşluk, yeni bir hayale yer açıyor.
Ve biz, fark etmeden yine başlıyoruz: Yeni bir “bir gün…” kurmaya.
Şarkı: Bülent Ortaçgil/ Eylül Akşamı 🎶
Kitap : Paulo Coelho/ Simyacı📚
Yorumlar
Yorum Gönder